Alarm duygusu “anksiyete”

0 1

ALARM DUYGUSU “ANKSİYETE”

İçten gelen, nedeni bilinmeyen, belirsiz ve kötü bir şey yaşanacağına dair bunaltı duygusuna anksiyete deriz. Anksiyete duygusunu duyumsadığımız zamanlarda, özellikle bilinç düzeyimizde, yaşamı tehdit eden veya tehdit olarak algıladığımız bir durum söz konusudur. Bir başka tanımla anksiyete, tehlike olarak nitelendirdiğimiz olaylara karşı geliştirdiğimiz tepkidir.

Anksiyetenin oluş nedeniyle ilgili birden fazla açıklama vardır. Bunlar;

– Anksiyetenin temelde kişinin yaşadığı iç çatışmanın ürünü olduğunu söyler. Bu açıklamada bahsedilen iç çatışma benlik ile alt benlik veya benlik ile üst benlik arasında yaşanır. Benlik (ego) her insanda bulunan ilkel davranışlarla (alt benlik) toplumsal ahlak (üst benlik) arasında kontrolü sağlayan yapıdır. Alt benliğin beslendiği haz ilkesi doğrultusunda doyum arayan dürtüleri üst benliğin gerçekçi ve kabul edilebilir yaklaşımları tarafından engellenir. Benlik ise ikisi arasındaki çatışmaya makul çözüm yolları bularak söz konusu dürtüyü bastırıp sorunu çözer. Bahsedilen yabancı kavramların işleyişleri bu şekildedir. Ancak bu işleyiş ters giderse, benlik çatışmayı çözecek makul yollar bulamazsa söz konusu dürtüyü tehlike olarak algılar. Kavramlar arasında geçen bütün bu süreçler bilinçaltında yaşanır. Bilinçaltında yaşanan çatışmalar sonucunda bilinç yüzeyine anksiyete çıkar.

– Bir diğer açıklamaya göre anksiyete öğrenilmiş davranıştır. Sosyal öğrenme ile ailenin tepkileri model alınarak anksiyete davranışları gerçekleşebilir. Yani anksiyete sosyal alanda bir genetikliğe sahiptir.

– Başka bir açıklamada anksiyetenin nedeninin yaşanılan olayın kendisi değil de kişinin bu olay hakkında yaptığı yorumları, olayı nasıl algıladığıyla ilgilidir. Bilişsel anlamlandırmayı içeren bir süreçten bahsedilir. Söz konusu olayların çarpıtılmış ve sağlıklı olmayan düşünceler etrafında algılanması sonucu anksiyete oluşur.

– Bazı açıklamalar ise anksiyetenin oluşum nedenlerini sinir sistemimizle bağdaştırırlar. Bu açıklamalara göre anksiyete duygusunu yaşamamıza neden olan durumlarla karşı karşıya geldiğimizde otonom sinir sistemimizin sempatik etkinliği artar ve buna bağlı olarak fiziksel belirtiler ortaya çıkar. Bunun anlamı ise anksiyeteye neden olan durum bedenimizde kontrolümüz dışında çalışan sistemimizi aktive eder ve kaygımız artar. Bu açıklama anksiyetenin kalıtımsal bir yatkınlığının olduğundan da bahseder.

ANKSİYETE BOZUKLUĞU TÜRLERİ

Anksiyete bozukluğunda her biri ayrı tanımlamalar içeren 5 alt başlıktan bahsedilebilir. Bunlar genel tanımlamalarıyla;

1. Yaygın Anksiyete Bozukluğu: Kişiler sebebini bilmeseler dahi sürekli olarak kaygı duygusunu yaşarlar. En az 6 ay süreyle hemen her gün ortaya çıkan olaylar veya etkinlikler hakkında aşırı kaygı ve üzüntü duyma olarak tanımlanır. Huzursuzluk, aşırı heyecan veya endişe duyma, düşüncelerin yoğunlaşmasında zorluk çekme ya da zihnin durmuş gibi olması, kolay yorulma, uyku bozuklukları, kas gerginlikleri, irritabilite gibi belirtiler gösterebilir. Günlük hayatta işlevselliği bozan bir yapısı vardır.

2. Panik Bozukluk: Beklenmedik ve tekrarlayan ataklarla tanımlanabilir. Her an panik atak geçirebilme beklentisinin yarattığı kaygı yoğundur. Agorafobi eşlik edebilir. (Panik atak durumunda yardım almanın ve kaçmanın zor olduğu yer ve olaylara karşı duyulan yoğun korku ve endişe)

3. Özgül Fobi (Fobiler): Gerçeklikte küçük bir tehlikesi olan veya hiç tehlike arz etmeyen durum ve nesnelere karşı genelde öğrenilmiş olan aşırı derecede korkma halidir.

4. Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB): Korkutucu yaşam olaylarından sonra görülen kaygı bozukluğu olarak tanımlanabilir. Belirtileri olayla ilgili canlandırma ve kabusları, olaya aşırı odaklanmayı, kolayca irkilmeyi, diğerlerinden uzaklaşmayı ve olayı hatırlatan durumlardan uzak durmayı içerir.

5. Sosyal Anksiyete Bozukluğu: Bireylerin başkaları tarafından dikkatlice izlendikleri ya da performans sergilemeleri gereken ortamlarda yoğun gözlenme kaygısı yaşamaları olarak tanımlanır.

şeklindedir.

ANKSİYETE BOZUKLUĞU BİZE NASIL DÜŞÜNDÜRÜR ?

Aaron Beck; Anskiyete bozukluğundaki düşünceleri şu şekilde tanımlar;

Kişi tehlike hissettiği anda tekrarlayıcı düşüncelerini kontrol edemez, kötü olayların meydana geleceğine dair görsel şemalar aklına gelir ya da sözel kavramlarla zihnini yormaya devam eder. Ardından ise tekrarlayan korkutucu düşüncelerin etkisinden çıkamaz, böylece olaylara karşı olumlu bakış açısını kaybeder. Daha endişeli ve panik halde olmaya, kontrolü kaybetmeye devam eder. Mantıklı inançları ortaya çıkartamaz. Bunun sonucunda ise kişi yaşamış olduğu olayı genellemeye başlar. Küçük bir hareketliliği, küçük bir sesi, en basit değişimi bile kendisine yönelik bir tehdit olarak algılar.

Kişiler yaşadığı olayların en kötü şekilde biteceğini düşünebilirler. Bu yüzden felaket senaryoları akıllarında oldukça fazla yer kaplar. Dolayısıyla kişi düşüncesinin kontrolünü kaybetmiş gibi hisseder. Zihnin daha önceden öğrenmiş olduğu otomatik düşünceler adeta zihnini ele geçirir.

Anksiyete bozukluğu olan kişiler çevresindeki risk etmenlerini diğer insanlara göre daha fazla algılama eğilimindedirler. Karşılaştıkları problemlerle baş edemeyeceklerini, çaresiz olduklarını, ellerinden bir şey gelmeyeceğini, güçsüz ve yalnız olduklarını hissederler. Bu tür düşüncelerde panik hali de devreye girebilir. Panik hali arttıkça otomatik olarak endişe de artar. Bu döngüsel nedensellikten dolayı kişi içinde bulunduğu kaygı durumundan çıkamaz. Bu noktada bazı bilişsel çarpıtmalar ortaya çıkar ve anksiyete hali pekiştirilir. Bilişsel çarpıtmalar felaketleştirme, kişiselleştirme, seçici soyutlama, keyfi çıkarsama ve aşırı genellemedir.

ANKSİYETE BOZUKLUĞUNUN DEĞİŞİM SÜRECİ

Genel olarak her başlıkta olduğu gibi kaygının değişimi de dilde başlar. “Anksiyete nasıl yenilir?” “Anksiyeteyle nasıl mücadele edilir?” “Anksiyete hastalığımı nasıl tedavi edebilirim?” içeriğinde ki cümleler genel olarak bizi zorlayıcı duygu durumuna sokabilir. Bu tarz cümleler biraz daha savaşı çağrıştırır. Oysa biz terapi sürecinde danışanın kendisini daha iyi tanımasına ve yeni bilişsel şemalar kurmasına yardım ederiz. Bunu yaparken terapi sürecinde genelde “Bilişsel Davranışçı Terapi” ekolü tercih edilmektedir. Ancak tek terapi yöntemi bu yöntem değildir. Birçok terapi ekolü kullanılabilir. Terapi süreleri genelde değişkenlik göstermektedir. Kişinin anksiyete durumundan etkilenmesinin şiddetine göre 8 ile 10 oturum arasında bir terapi sürecinin olması gerekebilir. Bu bazı durumlarda daha kısa sürebilir bazı durumlarda ise oturum sayısı daha da uzayabilir. Gerekli görüldüğü durumlarda kişi uzman tarafından psikiyatri uzmanına da yönlendirilebilir. Çünkü bazı durumlarda anksiyete bozukluğunun değişim sürecinde ilaçlı tedavi de uygulanması gerekmektedir. Ancak önemli olan kişinin anksiyete bozukluğuyla ilgili değişimi hedeflemesidir. İç görü kazandıktan sonra değişim süreci de terapi sürecinde ki desteklerle birlikte gelecektir.

Unutulmamalıdır ki ; duygular ve biliş insanı oluşturan temel yapı taşlarındandır. Bunlarla ilgili oluşan hatalı şemalar düzeltilebilir ve hayat kalitesi artırılabilir.

Psikolog & Aile Danışmanı

Beyzanur Ceyhan

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.