Eşcinselliğin terapisi mümkün müdür? eşcinsellik nasıl oluşur?

0 0

Şu ana kadar henüz ampirik (bilimsel) açıdan kanıtlanmış olmamakla beraber, hep bedensel veya ruhsal faktörlerin etkili olduğu düşünülmektedir.

Eşcinsel ve biseksüeller, anne babalarının artık kendilerini sevmediğini, anlamadığını, duygularını idrak edemediklerini, düşünmekte ve hissetmektedir. Aileler, “bu konuda” yardımcı olamamakta ve daha çok bu durum karşısında “sessiz” kalarak, görmezlikten gelmektedir. Bu bir nesil çatışması mıdır? Yoksa bu durum sadece bilgisizlik, anlayışsızlık ve korkudan mı kaynaklanmaktadır?

Heteroseksüeller, eşcinsellerle uzlaşma sağlayamadığı sürece, eşcinselliğin oluşum nedenleri konusundaki araştırmalarda güncel bir konu olarak kalmaya devam edecektir.

Birçok insan eşcinselliğin kaynağının ne olduğunu öğrenmek istemektedir. Bu noktada benim öğrenmek istediğim soru ise, insanların neden bunu bilmek istediğidir. Muhtemelen bunun açıklaması birçok insanın, heteroseksüel topluma göre standarda uygun kabul edilenden neden faklı olduğudur. Yoksa bu sayede daha çok sözde farklı olmanın bir müdafaası mı aranmaktadır

Eşcinselliğin ortaya çıkışı kapsamında bir çok farklı hipotezler vardır ve bunlar, üç ana grup altında toplanabilir.

Bu tezlerin birinci grubunda, her insanın belirli bir cinsel yönelimle dünyaya geldiğine inanılmaktadır.

İkinci gruptaki görüşler ise, her insanın çocukluk ve gençlik yıllarında kendi sosyal çevresi tarafından etkilendiği ve bundan ötürü homoseksüel (eşcinsel) veya heteroseksüel olduklarını öngörülmektedir.

Üçüncü gruptaki tezlerde ise, yan faktörlerin mevcudiyetine inanılmaktadır, burada kastedilen şudur; insanda mevcut olan genetik etkenlerin, hayatın ilk yıllarında sosyal çevre tarafından desteklenerek güçlendirilmesi gereklidir ve eşcinsel gelişime de, bu şekilde ortaya çıkabilmektedir.

Burada aslında insanın eşcinselliğe bir açıklama getirmek isteyip istemediği ve bunu neden istediği soruları da ortaya çıkmaktadır.

Genetik nedenlere dayandığına ve benzer şekilde bir “gey/lezbiyen geni” mevcudiyetine inanılan birinci gruptaki teoriler dayanaksızdır. Zira bu teorinin kanıtı veya böyle bir genin mevcudiyetine ilişkin her hangi bir bulgu yoktur. 1993 yılında, Amerikalı araştırmacı Dean Hamer, erkeklerdeki eşcinselliğe müştereken neden olan x-kromozomları üzerindeki bir “gey genini” bulmak istemiştir. Dean Hamer´in tezi kısa bir zaman içerisinde çürütülmüştür.

Çocuğun eşcinsel gelişimine neden olarak, annenin hamilelik esnasındaki hormonel durumu tezi bilim insanları tarafından yine çürütülmüştür. Çünkü burada ispat edilebilir hiçbir bağlantı mevcut değildir.

Eşcinsel gelişimin nedeni olarak sosyal faktörleri etmen olarak kabul eden ikinci gruptaki teoriler de, bugün aynı şekilde çürütülmüştür. İstatistik bakış açısından, eşcinsel kişiler çocukluklarında, heteroseksüeller ile benzer tecrübeler edinmektedir. Belirli bir yetiştirilme tarzı anne babanın boşanmış veya ölmüş olması ve diğer belirleyici yaşam tecrübeleri açısından, eşcinsel insanların çocukluk yıllarında edindikleri ve yaşadıkları tecrübeler, heteroseksüel insanlardan hiçte daha farklı değildir ve daha sık görülmemektedir. Buradan hareketle, yetiştirilme tarzı, muhtemel bir boşanma, anne babadan birinin ölümü veya çocukluk yıllarında meydana gelen olayların, bir insanın heteroseksüel veya homoseksüel olup olmaması üzerinde, hiçbir etkisinin olmadığı sonucuna varılmaktadır. Bu grupta aile ilişkilerine özel bir önem verilmektedir; Eşcinselliğin baskın bir anne ve zayıf bir baba modelinden kaynaklandığına ilişkilendirilmek istenir. Aynı şekilde, belirgin bir anne bağı veya başarısız bir baba oğul ilişkisi gibi durumlar da, erkeklerde eşcinsellik oluşumunun nedenleri olarak görülmektedir. Eşcinsellik genellikle diğer cinsiyete karşı gösterilen duyguların engellenmesinin bir sonucu olarak ortaya çıktığı, düşünülmektedir. Aile içerisinde erkek ve kadın arasındaki farklılıklardan asla söz edilmez. Bundan ötürü, çocukta otomatik olarak, bilmediği bu duruma, bir başka deyişle karşı cinsiyete karşı ürkek yetişir ve kendisini, güvenebileceği cinsiyete, daha doğrusu kendi cinsiyetine karşı daha yakın hisseder.

Amerika Birleşik Devletlerindeki Kinsey-Enstitüsü yıllar önce daha önceden iddia edilmiş olan tüm bu açıklama deneyimlerini incelemiştir. Kinsey’e göre, “aşırı anne bağlılığı”, “baba oğul ilişkisi”, “yetiştirme hataları” ve benzer şekilde “kusurları” veya “kardeşler arasında cinsel organlarla oynanan oyunlar” gibi tahmin edilen gerekçelerin hiç biri incelemelere dayanak oluşturmamaktadır. Eşcinsel erkekler annelerine hiçte heteroseksüel erkeklerden daha fazla bağlı değildir. Alfred Charles Kinsey kadınlar ve erkeklerin cinsel davranışları üzerine ilk istatistik araştırmasını yapan, Amerikalı bir seksologtur.

Burada, daha da zor bir konu olan ve yine bu şekilde anılan, “özenme hipotezi” üzerinde durulmalıdır. Burada, heteroseksüel bir gencin bunu istememesine rağmen daha yaşlı bir gey erkek tarafından cinsel temasa özendirilmesi ve bu ilk cinsel temasa bağlı olarak söz konusu gencin homoseksüel olması varsayımı söz konusu edilmektedir. Bu günümüzde bilimsel olarak çok önceden çürütülmüş bir tezdir. Eşcinsellerin çoğu daha ilk cinsel tecrübelerini gerçekleştirmelerinin uzun yıllar öncesinde eşcinselliklerinin farkında olduklarını söylemektedirler.

Eşcinselliğin neden ortaya çıktığı çok yanlış bir sorudur ve yukarıda belirtmiş olduğum gibi hiç bir bilimsel araştırma eşcinselliğin nedeni konusunda bir açıklama getirememiştir. Eşcinselliğin nedeni sorusu sorulması yerine, eşcinsellerin yaşam koşullarındaki zorluklardan söz edilmelidir.

Anne babaların büyük bir çoğunluğu, oğullarının veya kızlarının eşcinsel olmasının nedeninin, ne olduğu sorularını kendi kendilerine sorarlar.

Bu soruların ardında genellikle kendi hatalarını araştırırlar:

  • Ben, neyi yanlış yaptım?
  • Bir anne olarak, başarısız mıyım?
  • Acaba, onun bana çok fazla bağlanmasına mı, neden oldum?
  • Acaba, bir baba olarak, ona bir erkek olmanın, ne anlama geldiğini, tam olarak gösteremedim mi?

Anne babalara öneriler:

  • Oğlunuzun gey veya kızınızın lezbiyen olduğunu öğrendiğinizde, öncellikle bu yeni durumu anlamak ve benimsemek için, kendinize zaman tanıyın.
  • Bu bilgi sizi ürküttüyse hiç kimseye sitem etmeyin. Bu konunun, sizin bir anne baba olarak başarılı olup olmadığınızla hiçbir ilgisi yoktur.
  • Oğlunuza veya kızınıza, sakin bir şekilde zamana ihtiyacınız olduğunu söyleyin ve bu hamleyi, eşcinselliğe ilişkin yeni bir algılama tarzı geliştirmek için kullanın.
  • Bu konuda başkalarıyla konuşmak tavsiye ve bilgiler edinmek ekseriyetle faydalı olmaktadır.
  • Kendi kendinizi suçlamaktan kaçının. Çünkü yetiştirmenin, cinsel yönelimler üzerinde hiçbir etkisi yoktur.
  • Oğlunuzu veya kızınızı suçlamaktan kaçının, çünkü hiç kimse kendi cinsel yönelimini kendi kendine seçemez.
  • Bu konuda eğitim almış ve uzman olan bir kişi tarafından yardım almaktan çekinmeyin.

Daha 1977 yılında cinsellik araştırmacısı Götz Kockott eşcinsellik oluşumuna ilişkin tüm hipotezleri inceleyerek bu hipotezlerin hiç birinin ikna edici olmadığı sonucuna varmıştır. 1995 yılında “Eşcinselliğin nedenlerinin bilinmediği” kararına varmıştır. Amerikalı psikanalizci Hopcke tüm bu tezlerin her şeyden önce spekülasyon, efsane ve mitolojilere dayandığı ve “Kökenine ilişkin teoriler geliştirmenin, tamamen mantıksız” olduğu sonucuna varmıştır. Bu kapsamda Kinsey, homoseksüellik ve heteroseksüelliğin birbirinden kesin çizgilerle ayrılan özellikler olmadığını, “Doğada, keskin ayrımlar yoktur. Kategorilendirmeyi, sadece insanlar yapmaktadır ve gerçekliği zorlayarak, farklı bölümler altında toplamaya uğraşmaktadır” diyerek, açık ve net bir şekilde ifade etmiştir.

Wiedemann, eğer eşcinsellliğin “nasıl oluştuğu bilinseydi”, birçok insan bunları eşcinselliği ortadan kaldırmak için kullanabilirdi, işte bu yüzden, eşcinselliğin nasıl oluştuğunun nedenlerini bilmememiz daha iyidir, görüşündedir.

Psikoterapist Hassenmüller ve Wiedemann’a göre, sadece eşcinselliğin nedenlerine ilişkin soru sormak bile, eşcinsel insanları özürlü, ruhsal dengesi bozulmuş veya hastalanmış kişiler olarak görmenin bir işaretidir ve sadece nedenlerinin araştırılmasının bile, ahlaki açıdan müdafaa edilebilir hiçbir yanı yoktur demektedir. Eşcinselliğin bir hastalık olabileceği ve normal insanlardan farklı olduklarına ilişkin önyargının tersine, İsviçreli Psikiyatrist ve Psikanaliz Uzmanı ve Eğitmeni Fritz Morgenthaler, “Eş cinsiyetli bir partner seçmenin semptom olarak gösterildiği ve homoseksüelliğin bir bireyi ruhsal açıdan hasta yaptığı varsayımı, bir aşağılamadır. Tüm kültürlerde yaşayan insanların tecrübeleri, eşcinselliğin, insanların kendi cinsel yaşamlarını normal olarak oluşturdukları mümkün ihtimallerden biridir.”, diye yazısında yer vererek göstermektedir.

Eşcinsel çiftlerde Çift Terapisi uygulamaları nedir?

Öncelikle, çiftler arasındaki ilişkilerde anlaşmazlıklarla karşılaşılabilme kaçınılmaz bir durumdur. Bu durum, hem karşıt cinsiyetler arasındaki ilişkiler için, hem de eş cinsel birliktelikler için geçerlidir. İnsanların birbirilerine sevgiyle bağlı oldukları ilişkilerde gerilim olması olağandır. İnsanlar, birbirlerine karşı kayıtsız kalamazlar. Bu durum da çiftler arasında farklı problemlere ve anlaşmazlıklara yol açtığı görülebilmektedir.

Aşağıda belirtilen problemler ve anlaşmazlıklardan birini veya birkaçını siz de kendi ilişkinizde yaşıyor musunuz?

  • Çiftler arasındaki ilişkiyle ilgili bireysel anlaşmazlıklar
  • Çiftler arasındaki ilişki dinamikleri sonucunda ortaya çıkan anlaşmazlıklar ve kriz durumları
  • Kavga, tartışma döngüleri ve eşler arasındaki güç savaşları
  • Eşler arasındaki iletişim sorunları
  • Eşler arasındaki ilişkilerde kıskançlık, güven ve şüphe sorunları
  • Cinsel ve duygusal sadakatsizlik
  • Aldatma sonucunda oluşan güven kaybı
  • Cinsel açıdan ucu açık ilişkiler
  • Eşler arasında ortak bir “biz”in oluşturulması ve kişiye özel özgürlük alanlarının sağlanması.

Danışmanlık ve Terapi hizmetleri aşağıda belirtilen sorunların çözülmesini ve bu sorunlarla daha rahat başa çıkılmasını sağlar:

  • Cinsel yöneliminize ve cinsel kişiliğinize ilişkin sorular
  • Açılma (Coming Out) sürecinde karşılaşılan zorluklar
  • Cinselliğe ilişkin sorular ve problemler
  • Eş cinsel bir hayat sürdüren erkekler ve kadınların çocuk sahibi olma isteklerine ilişkin sorular
  • Cinsel deneyimler ve korunma konusunda korkular
  • Cinsel tercih konusunda (fetişizm, CD, BDSM vb.) sorular
  • Güvenli seks ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda bilgi eksikliği
  • HIV/AIDS hakkında bilgi
  • Hayat arkadaşlığı problemleri
  • Aşk acıları
  • Çiftler arasındaki ilişkilerde üstlenilen rollere ilişkin yaşanan ikilemler
  • Cinsel yönelimlerinize ilişkin şüphe ve tereddütler
  • Yakınlaşmaya, mahremiyete ve/veya ilişkilere karşı korkular
  • Aile içerisinde anlaşmazlıklar
  • Şiddete ve/veya cinsel saldırıya maruz kalma
  • Depresyon ve/veya intihar etme düşünceleri
  • Anksiyete (Korku) ve/veya panik ataklar
  • Yalnızlığı ve/veya yaşlılık konularında sıkıntı yaşama
  • Ayrılık, terk edilme ve yas tutma süreçlerinde zorluk yaşama
  • Mesleki zorluklar (ayrımcılık, mobbing, tükenmişlik sendromu vb.) yaşama
  • Varoluşsal sıkıntılar, perspektif kaybı ve/veya anlamlandırma sorunları

Ön yargılara ve ayrımcılığa rağmen nasıl olumlu bir öz benlik oluşturabilirim?

Yapılan çalışmalarla günlük hayat içerisinde maruz kaldıkları ayrımcılıklar nedeniyle eşcinsel bireylerde heteroseksüel bireylere kıyasla psikolojik rahatsızlıkların daha fazla ortaya çıktığı tespit edilmiştir. Bu nedenle eş insel bireyleri psikoterapik yardım alması ihtiyacı daha çok ortaya çıkmaktadır. Ancak mağdur durumda eş cinsel bir bireyin, yaşadığı ayrımcılıklar konusunda terapistlerin nasıl tepki göstereceği veya bu konuda hakkında yeterliliğe sahip olup olmadığı konusunda şüphe ve kaygıları bulunmaktadır.

Bu şüphe ve kaygıların giderilmesi için bireysel veya çift terapisi danışmanlık hizmeti aşağıda belirtilen hususlara titizlikle dikkat etmektedir;

  • Paylaşımların kesinlikle gizli tutulması
  • Karşılıklı saygıya dayalı paylaşım ortamının oluşturulması
  • Tarafsız ve yargılayıcı olmayan bir ortam sağlanması
  • Çözüm odaklı yaklaşımla sorunların ele alınması

Bireysel veya Çift Danışmanlık Hizmetlerinde Ele Alınan Konular

LGBTIQ + bireylerin ilişkilere yönelik soruları

Bu sorularda en önemli kısım, eşcinsel bireylerin hayatlarını ne kadar açıklıkla ve özgüven içerisinde yaşadığıdır. Danışmalık hizmetlerinde eşcinsel bireyler arasındaki tipik ilişki hayatına ilişkin sorunlar ele alınmaktadır.

Seks, Cinsellik ve Eşcinsellik

Seks, cinsellik ve eşcinsellik üzerine gelen sorularda en sık sorulan sorular olan “Eşcinsel bir birey olma durumumuzu nasıl deneyimleriz?” ve “Eşcinsel bir çift olarak hayatımızı nasıl şekillendirmeliyiz?” soruları danışmanlık hizmeti kapsamında ele alınmaktadır.

Kültürel ve dini anlaşmazlıklar

Danışmanlık hizmeti kapsamında, eşcinsel bireylerin sorunlarına çare alınırken dini ve kültürel ögeler de dikkate alınmaktadır. Bireyin kendi memleketi ve kültürüyle yaşadığı anlaşmazlıklar ve bu durumun mevcut ilişkisi üzerindeki etkileri incelenmektedir. (Bireyin Kültürel Kodları)

Gizli veya açık ilişki?

Heteroseksüel çiftlerde de olduğu gibi eşcinsel çiftler arasındaki hayat arkadaşlığı ilişkilerinin şekli de danışmanlık hizmetleri kapsamında ele alınmaktadır. Bu doğrultuda, “Bu tip bir ilişki için hangi model uygundur?” ve “Birlikteliğimiz için uygun olan kapsam nedir?” gibi sorular ortaya çıkmaktadır.

İlişki konusu ele alındığında eşcinsel çiftler arasında klasik tek eşli ilişkiler veya dışa açık ilişkiler söz konusu olabilmektedir. Ayrıca, özellikle cinsel hazzın önemli olduğu kısa süreli ilişki biçimleri de vardır. Ancak, eşcinsel çiftler arasındaki eş ilişkilerinin büyük çoğunluğunda klasik ilişki şekilleri arzu ve tercih edilmektedir. Bireylerin ve çiftlerin arzu ve isteklerine göre ilişki kavramı ve çeşitlilikleri hakkında bilgi danışmanlık hizmeti kapsamında verilmektedir.

Eşcinsel Danışmanlık ve Eşcinsel Terapi

Sizlere eşcinsel birey ve çiftlere özel olarak uyguladığım danışmanlık hizmeti hakkında bilgi vermek istemekteyim. Uzun yıllardır Dünya’nın birçok ülkesinde, eşcinsel erkek ve kadınlara danışmanlık hizmeti vermekteyim. Danışmanlık hizmetlerini bireye özel ve çiftlere özel olmak üzere iki ayrı şekilde uygulamaktayım.

Eşcinsel bireylere, danışmanlık uygulaması hizmetine başlama öykümün temelini, eşcinsel birey ve çiftlerin karşılıklı fikir alışverişlerinde bulunarak birbirlerine karşı duygu ve görüşlerini açık ve net ifade edebilmeleri, böylece sağlıklı iletişim kurmalarını sağlama amacı oluşturmaktadır. Danışmanlık hizmetlerime başladığımdan beri hedefim, eşcinsel çiftlere bu fikir ve görüş alışverişlerini güvenli ve sağlıklı bir ortamda paylaşabilmelerini sağlamaktır.

Eşcinsellik hakkında görüşlerime gelirsek;

Eşcinslerin birbirlerine ilgi duyarak bir hayat birlikteliği kurma çabaları tarihin her döneminde görülmüş ve görülecektir. Çünkü eşcinsellik olağan ve normal bir durumdur. Cinsellik, sadece cinsel ilişkiden ibaret değildir. Cinsellik, cinsel ilişkiden ayrı olarak sevgiyi de içeren kapsamlı bir terimdir. Homoseksüellik (eşcinsellik), seksüel hisler, tecrübeler ve aşk bakımından heteroseksüelliğin eş değeridir. Eşcinsiyete mensup bireylere ilgi duyan bireylerde eşcinsel yönelim söz konusudur.

Arzu ve tercih edilen seksüel davranışlar, vazgeçilmesi mümkün olan yönelimler değillerdir. Bu seksüel davranışlar, bireylerin kişiliğini oluşturan temel parçalardır.

Cinsel yönelim, değiştirilebilen bir davranış şekli değildir. Bu duruma örnek vermek gerekirse; kimse bir zebranın neden çizgileri olduğunu sorgulayamaz ya da zebradan çizgilerini değiştirmesini bekleyemezse aynı şekilde kimse, bir bireyin cinsel yönelimini sorgulayamaz ve cinsel yönelimini değiştirmesini bekleyemez.

Cinsel yönelimlerin oluşmasında genel kanının aksine ebeveynlerin çocuk yetiştirme şeklinin herhangi bir etkisi bulunmamaktadır. Ebeveyn evindeki yetişme ortamına bağlı olarak cinsel yönelimin sadece hızında bir değişiklik olabilmektedir.

Cinsel yönelimin, bireylerinin kişisel benliklerinin değiştirilmesi mümkün olmayan bir parçası olduğu üstteki satırlarda belirtilmiştir. Bu durumda asıl önemli olan bireyleri bu durumun farkına varması, ortaya çıkarması ve bu farkındalığını yaşayabilmesidir.

Herhangi bir bireyin cinsel yönelimleri sebebiyle “tedavi edilmesi” söz konusu değildir. Hiç kimsenin cinsel yönelimini kendi iradesiyle belirleyemeyeceği göz önüne alındığında “tedavi” veya “normalleşme süreci” gibi kavramlardan söz edilmesi imkansızdır. 21. Yüzyılda halen daha bazı Terapist ya da Hekimler eş cinselliğin sözde “onarım terapileri” ya da İngilizcesi “reparative therapy” ile tedavi edilebileceğini düşünmektedirler.

Sosyoseksüel gelişim, bireyin kişiliğinin ayrılması mümkün olmayan bir parçası olan kendi cinsel doğasını yaşamayı öğrenme sürecidir. Nasıl heteroseksüelliğin oluşumuna ilişkin, şu ana kadar hiçbir teori geliştirilmemiş veya heteroseksüelliğe neden olan sebeplere ilişkin hiçbir araştırma yapılmamışsa; eşcinsellik için de böyle bir araştırma yapılması gereksizdir.

Günümüzde bilim insanları heteroseksüelliğin veya eşcinselliğin nedenlerine yönelik araştırmalar yapmak yerine heteroseksüel veya eşcinsel ayrımı yapmadan ilişkilerin geliştirilmesi ve mevcut ilişkilerin sürdürebilirliğinin arttırılması konusuyla ilgilenmektedir.

Bu yeni gelişmeler ışığında geleneksel değerlendirme ölçütleri de değişmiştir. En nihayetinde, cinsel istekler ortadadır ve bu isteklerin gerçekleşmesi için gerekenler, hemen hemen her insanda mevcuttur.

Artık bireyler, erkeklerin veya kadınların neden eşcinsel olduklarından çok eşcinsel bireylerin bireysel veya çift olarak, kendi kişiliklerini sağlıklı bir şekilde oluşturarak hayatlarını sürdürüp sürdürmemeleri konusuyla ilgilenmektedir.

Günümüzde bilim insanları heteroseksüelliği ve eşcinselliği, çok farklı şekillerde gelişebilen insan cinselliğinin farklı oluşum şekilleri kabul ederek tanımlamaktadırlar. Dolayısıyla, eşcinsellik ne bir hastalıktır ne de normal olmayan bir davranış şeklidir.

Ayrıca eşcinsellik insanın kendi doğasına karşı çıkışı, sapkınlık türü, bir tecavüz olayının sonucu ortaya çıkan durum ya da ahlaki çöküşün bir göstergesi değildir. Eşcinsellik, insan yaşamının gelişim gösteren yollarından ve insanlığın sevgi yeteneğini gösterme şekillerinden sadece biridir.

Yayınlanan yazılar kaynak göstermeden, izinsiz kullanılması, kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Yayınlanan yazılar, makaleler, haberler kaynak gösterilerek içeriği değiştirilmemek şartıyla yayınlanmasına izin verilmektedir.

Abdullah ÖZER

Sosyal Çalışmacı, Bilim Uzmanı (Klinik Psikoloji)

Eğitimini almış olduğu Psikoterapi Ekolleri:

  • Focusing (DFI)
  • Pozitif Psikoterapi (WAPP)
  • Psikodinamik Psikoterapi (CSU)
  • Ego State Terapi (EST-DE/ESTI)
  • Ericksonian Psikoterapi (M.E.G.-DE)
  • Logoterapi ve Varoluşçu Analiz (VFI-Wien)
Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.