Hep aynı senaryoyu yaşayanlara;

0 0

İnsan doğumdan ölüme kadar, kendisiyle ve çevresiyle devamlı olarak etkileşim halindedir. Önce anneyi görürüz, onun sesini duyarız, tenini hissederiz. Ondan besleniriz, onu izler öğreniriz. Sonra görüş açımıza baba girer, bir yabancı bizim için… Anne gibi yumuşak değil, dokunduğumuzda daha sert hatlar hissederiz. Sakalları batar, daha kalın bir ses tonu duyarız. Farklılıkları öğreniriz yavaş yavaş. Kişilerin farklı olduğu düşüncesi ilk burada başlar. Büyüdükçe başka başka insanlar girer hayatımıza. Başka sesler, başka kokular, tenler, bakışlar… Her birini öğreniriz sırayla. Onlarla ilişkiler kurdukça kendimizle ilişki kurarız aslında. Onlarla bir yola çıkmak demek, önce kendimizle yola çıkmak demek olur. Biz kimiz, neleri severiz?

Şimdi kurduğunuz ilişkileri gözden geçirmenizi istiyorum.

Dönüp baktığınızda hep aynı ilişkileri mi kurdunuz? Kişiler farklı, zamanlar ve mekanlar farklı ama senaryo hep aynı… Hep aynı hislerle aynı sonuçları elde ediyorsunuz. Elinizde yalnızca “Bu sefer çok farklı olacak, bu kişi çok farklı, bana çok farklı davranıyor, çok farklı hissettiriyor.” cümleleri ve biraz da hayal kırıklığı kalıyor. Peki neden hep aynı şeyleri yaşıyorsunuz?

Çok basit bir örnekle renklendirmek istiyorum konuyu. Diyelim ki A kişisinin zor bir aile yaşantısı var. Anne babasının ilişkisi olumsuz, kendisi ve ebeveynleriyle olan ilişkileri de aynı şekilde olumsuz. A’nın babası sürekli olarak A’yı ve A’nın annesini negatif eleştiriyor, onları dinlemiyor, kendi bildiğini okuyor. Otorite kurmak adı altında A’ya bir nevi patronun kim olduğunu öğretiyor. Alkol alıyor, içtikten sonra şiddet gösteriyor; ayıldıktan sonra basit çabalarla gönül almaya çalışıyor. A’da zaman geçtikten sonra kendi hayatına babasına çok benzer birini alıyor. Tıpkı babasıyla kurduğu ilişki gibi eleştirildiği, manipüle edildiği, şiddete maruz kaldığı ilişkilerin içinde buluyor kendini. Üstelik bu ilişkiler bitse de yenilerine başlıyor. Ve dilinde hep şu cümle var; “Beni hep böyle tipler buluyor. X’te böyleydi, Y’de böyleydi…” Gerçekten böyle tipler A’yı mı buluyor? Yoksa A kendini böyle bir döngünün içine mi sürüklüyor?

A kendini bu döngünün içine sürüklüyor evet, ama bunu bilinçli yapmıyor. Bilinçdışı, travmanın olduğu yere gidip o travmayı çözmek ister. Çocuklukta birilerini veya kendini değiştirmek için yeterli güce sahip değiliz ve durumları olduğu gibi kabulleniriz. Ancak büyüdüğümüzde artık değiştirebilmek için gücümüz ve fırsatımız olduğuna inanırız. Tam da bu sebepten bizi yaralayan, yıpratan, çözemediğimiz (zamanında çözmeye gücümüzün yetmediği) ilişkileri tekrar kurarız. A geçmişte babasını değiştiremedi, değiştiremezdi. Ama artık büyüdü X’i, Y’i değiştirebilir. İşte bilinçdışı bu motivasyonla hareket ediyor. Neden değiştiremiyor peki? Bu kez çocuk olmamasına ve artık değiştirebilecek konumda olmasına rağmen neden değişim gerçekleşmiyor? Çünkü yine farkında olmadan aynı davranış örüntülerini besliyor. Travma çözülemediği için, aynı olaylar tekrarlanıyor. Bu aslında bir iyileşme isteği, ancak kişi nasıl iyileşeceğini bilmediği için aynı yerde takılı kalır.

Neyi, neden yaptığımızla veya yapamadığımızla ilgili içgörü kazanırsak, çözüme o kadar yaklaşırız.

Kendinize dönün, kurduğunuz ilişkileri inceleyin, bu ilişkilerdeki en baskın duygularınızı arayın. Cevap çok yakında, zihninizin içinde…

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.