Psikanalitik kuramda baba

0 0

Psikanalitik Kuramın temelinde aslında babanın önemli bir rolle ele alındığını görebiliriz. Freud’un kuramının bir parçası olan Oedipus Kompleksinde Freud, yerine geçmek istenilen, gücüne sahip olmak istenilen bir baba figüründen bahsetmiştir. Freud neredeyse bütün çalışmalarında böylesi bir baba figürüne yer vermiştir. Fakat sonrasında bu baba figürü; gölgede kalan, annenin işlevlerinin ön planda olduğu bir durum içinde bulmuştur kendini. Uzun yıllar boyunca kuramcılar tarafından anne ve çocuk arasındaki nesne ilişkisine, annenin rolüne yer verilmiştir. Bu duruma Lacan dikkat çekmiş fakat o da gelişimsel olarak değil de dil gelişiminde babanın yerinden bahsederek babalığı ele almıştır. Babanın bu denli gölgede kalması, annenin başından beri var olması, hatta doğumdan önce bile bir ilişkinin varlığından bahsetmenin mümkün olmasından kaynaklı olmasındadır. Annelik biyolojik bir olayken ve şüpheye yer yokken baba hep şüpheyle mücadele eden olmuştur. Baba toplumsallıkla birlikte sonradan bu ilişkiye katılan figür olmuştur. Burada kısa bir ara vererek küçük bir örnek vermek istiyorum. İşim gereği bu şüphelere çok yakından tanık olduğum zamanlar oldu. Henüz boşanma gerçekleşmemişken başka bir adamdan doğan bebekler, o an anne kiminle evliyse onun nüfusuna kaydolmaktadır. Velayet davalarında bu durum süreci oldukça uzatan bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. “babası ben değilim ama vermiyorum velayeti” cümleleriyle oradan oraya savrulan bebeklerin varlığı oldukça fazladır. Bir tarafta bir nefret aracı olan bebek, diğer tarafta şüpheyi doğurandır: “Babası ben miyim? Kim?” Orada net tek bir doğru vardır o anda. Anne. Annenin kim olduğundan kimse şüphe edemez. Bunun ispatlanması gerekmezken, baba; babalığını ispat etmek zorundadır. belki de babanın yerinin psikanalitik kuramın başlangıcında var olup sonrasında bir süre unutulması, gölgeden çıkmasının yıllar alması bu durumdan kaynaklanmaktadır.

Anne babaya bakmadığı sürece bebek de babayı görmemektedir. Babayı gösteren yine annenin bakışları olmuştur. Babaya dolaylı yoldan ulaşılmış, annenin bakışları izlenmiş, onun baktığı yere bakıldığında baba görülmüştür. Ödipal düzlemde babayı ele aldığımızda burada da babayı annenin arzusunun yöneldiği nesne olarak ele alabiliriz. 3 kişilik bir ilişkidir bu, anne ve bebek arasında olan o arkaik ilişkiden yine oldukça uzaktır. Çocuk babayı tanımış, burada da çatışmayla karşılaşmıştır. Baba burada yasa koyucu olarak karşımıza çıkacaktır. Babalık işlevlerinden birisi ensest yasağını çocuğa göstermektir. Anneye olan libidinal yatırımın düzenlenmesi, bu göreve yardım etmek babanın elindedir. Baba kastratif endişeyi ortaya çıkararak ödipal karmaşayı sona erdirir. Lacan burada babaya önemli bir rol atfeder, anneyle-bebek arasında sembiyotik bağı kesme görevi babaya verilir. Çocuk, babanın yasasına ihtiyaç duymaktadır. Baba anneyi çocuğa yasaklayarak yasanın varlığını göz önüne çıkarmıştır. Burada önceki satırlarda da bahsettiğimiz gibi, babanın babalık işlevini yerine getirmesi için annenin arzusunun nesnesi olarak var olabilmesi gerektir. Çocuk anneden babanın adını duymasıyla dille, kültürle ve toplumsal düzene açılan o yola girmiştir. Ödipal çatışmada çocuk babanın yasasıyla anneyle olup babanın yerini alamayacağını fark edince, baba gibi olmanın yolu açılacaktır. Burada da başka bir babalık işlevine ulaşmış oluyoruz. Benlik ideali. Artık çocuk babanın yerine geçmek istemekten vazgeçip, baba gibi olma yoluna girecek ve babayla özdeşim kuracaktır. Anneden ayrışma gerçekleşemezse özdeşimin yolu açılmamış olacaktır.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.