Travmanın ne üzere tesirleri vardır?

0 0

Ağır travmatize olmuş bireyler, kişiliklerini korumak için yaralanmayla (travmayla) ilişkili acı ve anksiyete duygularına karşı savunma mekanizmaları geliştirirler. Bazıları bunu, benlik durumlarını farklı bölümlere (ego durumlarını) “bölerek” yaparlar. Bu her zaman bilinçsizce (bilinçdışı proses) ve otomatik gelişen bir süreç içerisinde olur. Bu ben-parçaları (ego durumları), “kendi” iradeleri, “kendi” düşünceleri ve duygularıyla “kendi kişilikleri” gibi kendilerine ait bir yaşam geliştirebilirler. Ego State terapisi, bu parçaları bütünsel bir benlik çatısında daha işlevsel olmalarına ve huzur ve bütünsel harmoniyi tekrardan sağlamayı yardımcı olur.

Failin içe yansıması (Täterintrojekt – introject – içe atım)

Bunlar istismar nedeniyle failin (nesne-object) duygu, düşünce ve davranışlarını benliğimize (özne – subject) aldığımızda ortaya çıkar. İstismar mağduru, “daha güçlü” olarak göründüğü ve faili kendi psişesinde betimlediği için faille özdeşleşir (identification). Şiddet uygulayan bir anne, cinsel şiddet uygulayan bir baba veya erkek kardeş, sadist bir öğretmen, toplama kampında işkenceci asker ile bilinçdışı özdeşleşmenin gerçekleştiği kişiler olabilir. Bilincin en büyük düşmanı kim ise, psikolojik olarak özdeşleşmenin gerçekleştiği kişi de o olabilir. Bu durumda yansıtmalı özdeşim meydana gelir.

Bu süreçler bilinçsizce (bilinç dışında) gerçekleştiğinden, travma durumunda, travmanın anısına sahip olan parçaları ayırıp bilinçten uzaklaştırırız (bastırırız).

Bunun sonucunda:

• Engellenmiş cinsellik
• Şiddet içerikli fanteziler
• Kendini reddetme/kendinden nefret etme
• Başarısızlık kimliği
• İlişki çatışmaları
• Sadomazoşizm (cinsel veya cinsel olmayan)
• Kendi sebebi olan mobbing
…ve bunun gibi problemler meydana gelebilmektedir.

Örneğin; baba oğluna “uslu olmazsan dayağı yersin” diyorsa, çocuk kendi kendine “uslu olmazsan dayağı yersin” diyen bir ses yüklemektedir. Burada saldırganın (agresörün) yani babanın sesini, çocuk devralır ve sindirmeden içine atar, yutar. Aynı bir kurbağa gibi çocuğun içinde sürekli vaklamaya devam eder ve bazen de çocuğun kendisine zarar vermesini söyleyen bir sese dönüşebilir.

Bilinçdışı başlangıçta, içe yansıtma yoluyla olumlu bir niyet peşinde koşar. Örneğin; çocuğun içindeki agresörün (babanın) sesi ile uslu olmaya ve faille işbirliği yapmaya çalışır, dayaktan kaçınmak için çocuk babaya iyi davranır ve uslu bir çocuk olur.

Mekanizma o kadar ileri gidebilir ki, kişi çocukken cinsel istismara uğramışsa, istismarı katlanılabilir kılmak için failin zevkini hisseder. Sonrasında kişinin kendisine kızması gerektiğini, cezalandırılması gerektiğini, başarıyı hak etmediğini iddia eden “içsel kişilikler/benlik durumları” (ego states) ortaya çıkar. Bu içe atımlar “ayna nöronlar aracılığıyla” kişinin kendi enerjisiyle ilgili olduğu için benliğin bir parçası haline, beden uzuvları gibi bireyin kendi sisteminin bir parçası haline gelmektedir.

Sağlıklı “Öğütülebilir” Introject (İçe Atım) ile Sağlıksız “Öğütülmeyen” Fail-Introjecti (Failin İçe Atımı)

Bir “introject” (Verinnerlichung – içselleştirme) prensipte tamamen doğal bir süreçtir. Küçük bir çocuk, ayna nöronlar aracılığıyla anne ve babadan davranışlarını almayı ve bunları kendi içinde haritalamayı öğrenir. Bu sürecin sağlıklı bir şekilde gerçekleştiği yerde çocuk, içe atmayı yani “sindirmeyi” öğrenir. Sağlıklı bir seyirde introject öznede çözülür, bireyin bir parçası olur ve kişinin kendi bireyselliğinin kaynaklarını (Ressourcen) güçlendirir.
Bir failin içe atımı söz konusu olduğunda ise, durum tam tersidir. Sindirilemez, sistem tarafından öğütülemez. Bu şekilde bireyin sistemi zayıflatır, kaynaklarını yok eder ve insanın içinde sindirilemez bir “yabancı” yaratır.

Üç tür “öğütülmeyen” introject (içe atım) vardır:
Bunları üç şekilde kategorize edebiliriz

1 – Fail-Introjecti (Failin içe atımı): Failin duygularını, değerlerini ve düşüncelerini kendi içine betimleyen (örn. istismarcı, işkenceci vb. tarafından tetiklenen)

2 – Suç ortağı introjecti: İstismarı izleyen kişinin duygularını, değerlerini, düşüncelerini kendi içine betimleyen. (İşlenen işkence, istismar vb. müdahale etmeden izleyen suç ortağı. ) (İç sesler “yardım etmek isterdim ama çok zayıfım, en iyisi uzak durmaktı”).

3 – Ayrışmış ve hapsedilmiş kurban enerjileri: beklenmedik bir şekilde boşalan ve aslında faile karşı olan donmuş agresyonlar.

Şiddete maruz kaldıktan sonra ortaya çıkan çarpık düşünceler:

Yaşanan şiddet sonucunda kişinin kendi psişesinde hatalı bir inanç ya da çarpık düşünceler ortaya çıkar:

• İçimde kötü bir şeyler var.
• İçimde kötü bir şey beni yok etmek istiyor.
• Ben sevgiyi hak etmiyorum.
• Başarısızlığı, cezayı vb. hak ediyorum.

Ego State terapisinde, bu yıkıcı veya engelleyici parçalardan, Ego State durumlarını çözümlemenin en iyi yolunun, onlardan orijinal hallerine dönüşmelerini istemek olduğunu bilmekteyiz. Çünkü, ego durumları kendilerini hayati olarak kabul eder ve takdir edilmezlerse hemen kendilerini izole ederek kendilerini kapsül halinde kapatırlar ve “freeze” moduna dönüşürler. Fail-introjectin orijinal haline dönüşmesini istediğimizde, bu, daha önce bir ömür boyu bağlı olan bir iç kaynağı serbest bırakırız (resource activity).

Introject ile işbirliği yapmak Ego State terapisinde çok önemlidir. Bir ego state ne kadar yıkıcı (destructive) veya kötü niyetli olduğu ortaya çıksa bile, introject ego state ile işbirliği yapmak önemlidir. Aksi takdirde geldiği yere geri dönüp “freeze” modunda kaybolur ve ona ulaşamayız.

Eskiden Introjectin, psişeden çıkarılması gerektiğine inanılırdı. Bir nevi “egzorsizm” gereken yabancı bir cisim (“o ben değilim”, bedendeki nesne temsilcisi) olduğuna inanılırken, bugün bunun işe yaramadığını tüm ego state terapistleri kabul etmiştir. (Yoksa durum cin çıkarma ayinlerinden farksız olurdu). Introjectin, içimizdeki failin sesini, düşüncelerini, sözlerini ele geçirmesine izin vererek, istismar esnasında çarpıttığımız ve kılık değiştirdiğimiz bir parçamız olduğu giderek daha fazla kabul görmektedir (Örneğin; içimizdeki sesin şunu söylemesi, “Sen daha iyisini hak etmiyorsun”).

Sağlıksız bir fail introjeti olarak Stockholm Sendromu

Stockholm sendromu, psikolojik bir fenomendir. Rehineler esir tutulduktan sonra, onları kaçıranlarla olumlu bir duygusal ilişki geliştirirler. Bu, mağdurun faillere sempati duymasına yol açabilir. Hatta fail ve mağdurun birbirine aşık olması veya işbirliği yapması olarak da sonuçlanabilir. Stockholm sendromu kavramının kökleri, 23-27 Ağustos 1973 tarihleri arasında İsveç Norrmalmstorg’daki rehine dramasına dayanmaktadır. O sırada İsveç’in başkenti Stockholm’ün merkezinde bulunan Norrmalmstorg’daki bir banka saldırıya uğrar. Çalışanlardan dördü rehin alınır. Medya, ilk kez rehin alma durumunda rehinelerin korkusunu kitle iletişim araçlarında gösterir. O sırada rehinelerin polislerden, rehin alanlardan daha fazla korktuğu gözlemlenir. Korkularına rağmen rehineler, rehin alma sona erdikten sonra bile suçlulara karşı nefret duymazlar. Serbest bırakıldıkları için onlara minnettar bile olurlar. Rehineler ayrıca failler için af dileyip cezaevinde ziyaret ederler. Stockholm sendromu ilk bakışta tuhaf görünebilir. Ama literatürde bu davranışların onlarca nedeni bulunmaktadır.

• Çaresizliğe karşı faille (mazoşist) aşk bağı kurmak
• Güçsüzlüğe karşı failin bakış açısının alınması, “çünkü o zaman ben
“doğru” (güçlü) taraftayım.”
• Her şeyden önce, rehinelerin algılarının çarpıtılması kendini gösterir ve bu durum da Stockholm sendromunun belirleyici özelliklerinden biridir. Rehinelerin öznel algısının, genel durumun yalnızca bir kısmını yakalayabileceği gerçeği ortaya çıkar. Mağdurlar güvenlik güçlerinin hemen olaya müdahale etmemelerinden dolayı kendilerini yalnız bırakılmış hissetmişlerdir. Buna karşı rehin alanların davranışları minnet olarak algılanmıştır. En küçük tavizler bile (yemek teklif etme, tuvalete gitmelerine izin verme veya esaretin gevşetilmesi gibi) büyük bir armağan olarak algılanmıştır. Kurban, rehin alanlardan sadece “iyiyi” öğrendiği bir durum yaşar. Mağdurlar, kurtarıcılardan yani polislerden çok işkencecilerine sempati duyarlar.
• Suçlular genellikle mağdurlara karşı iyi ya da olumlu davranırlar çünkü mağdurları “durumdan kurtarıcı sigorta” olarak görürler. Bu durumda, kurbanlardan faillerine karşı duygusal bir bağ kurmasına ve minnettarlık hissetmesine yol açabilir.

Introject ile işbirliği

Ego State Terapisinde, yıkıcı veya kötü niyetli olduğu anlaşılan Introject ile işbirliği yapmak çok önemlidir, aksi takdirde ona ulaşmak imkansızdır.

Daha önce fail introjekti, psişeden çıkarılması, gereken yabancı bir cisim (“o ben değilim”, bedendeki nesne temsilcisi) olduğuna inanılırken bugün bunun işe yaramadığı kabul edilmektedir. (Hıristiyan kültüründe şeytan çıkarma ayini, İslam kültüründe cin çıkarma ayini gibi). Bugün artık Fail introjectin içimizde bizim bir kendilik parçamız olduğunu biliyoruz. Bu kendilik parçamız agresör/failin suiistimali sırasında onun sesini, düşüncelerini ve kelimelerini içe alarak buna müsaade etmişizdir (Örneğin, “daha iyisini hak etmiyorsun” diyen ses olarak). Bu olumsuz iç parçamız ise kendini temsil etme olarak yorumlanır ise ancak o zaman bu kısım üzerinde bir etkimiz olur (“evet, o benim”).

Introjekt ile çalışırken bu şu anlama gelir:

• Introject’in varlığının takdir edilmesi
• Herhangi bir değerlendirmeden kaçınma
• İntrojectin ne zaman ortaya çıktığını bilip bilmediğini sorgulamak – iç diyalog kurma
• Introjectin gizli “iyi niyetini” sorma. Örneğin yeni bir saldırıya karşı koruma, suistimali daha katlanılabilir hale getirme vb gibi.

Ego State Terapisinin Amacı:

Ana amaç, iç sistemdeki stresi azaltmak ve enerjiyi yeniden anlamlı (fonksiyonel) bir yaşamın yaratılmasına yönlendirmektir. Bozukluğun ciddiyetine (derecesine) bağlı olarak, ego parçaları tam olarak entegre edilebilir (takım çalışması gibi.) Ya da, kişinin kendiliği (öz çekirdeği) tarafından yönlendirilerek, “kişinin kendi kişilikleri (benlikleri)” olarak kabul edilmeye devam edilecek ancak bir belirleyici fark ile artık yapıcı ve bütünleştirici olacaklardır.

İntrojectler ile çalışmadan önce Recoursen yani Kaynakların bulunması önemlidir. İlk önce bu içsel kaynaklar ile irtibata geçmek ve çalışmak çok önemlidir.

Hangi Ego durumu ile çalışırsak çalışalım kişisel deneyimlerime göre şunu da eklemem gerekir, koşulsuz sevgi ve şefkat (merhamet değil) terapinin anahtarıdır.

Ego State Terapisinin temeli:

Ego state terapisti doğrudan bir ego durumuna hitap eder ve onunla konuşarak direkt temasa geçer. Hipnoterapi yöntemiyle ya da imajinatif çalışmalar ile, ego state aktif hale getirilir ve o ego statein hikayesi, deneyimleri, görevi, hedefleri, düşünceleri, istekleri, umutları ve korkuları hakkında doğrudan sorular sorulur. Kimi kökleşmiş Ego durumları, terapötik çalışmada “keşfedildiklerinde” çözülmeleri veya kaybolmaları gerektiğine dair “korkular” geliştirirler. (istenmediklerine dair ve yok edileceklerine dair kaygı ve korkuları olabilir.) Bu nedenle, ne kadar paradoksal olsa dahi bugüne kadar elde ettikleri başarıları takdir etmek elzemdir. Onlara destek vermek veya yeni önemli görevler vererek onları yeniden bütünleştirip entegre etmek çok önemlidir. (içsel sisteme entegrasyon çalışması da denebilir)

Bu şu anlama gelmektedir:

• Çocuksu kalan kısımları daha iyi anlamak amacıyla olgunlaşmış bölümler ile çalışma ittifakı kurdurtma.
• Her ego durumuyla iyi bir ilişki kurma.
• İnsanlık dışı, sınır ötesi, kötü niyetli bakış açılarından uzaklaştırabilme.
• Fail parçalarını kabul etmek, ancak içeriklerini ret etme.

Sorabilecek olduğunuz güzel sorular:

• Kaç yaşındasınız, en eski anılarınız neler?
• Seni ne mutlu eder/ rahatlatır/motive eder?
• Ne gibi iyi niyetlerin var?
• Rakiplerin var mı?
• Düşmanların var mı?
• Hangi rakipleri bu konuda kontrol altında tutuyorsun?
• Hangi düşmanlarını bu konuda kontrol altında tutuyorsun?
• Bu kadar çok yan etki olmadan iyi niyetinize nasıl ulaşırsınız?

Trans durumunda en önemli nokta, her ego durumuna (Ego State) hitap etme, hepsine ulaşıp ilk önce amaçsız, tarafsız ve de en önemlisi yargısız bir “aile toplantısı” gerçekleştirmedir.

Ego-durum terapisinin olumlu sonuçları:

Danışan Fail-Introjekt parçanın çarpık yorumlamasından kurtulabilmiş ve içindeki pozitif kaynağa (Resource) tekrar ulaşım sağlayabilmektedir. Bir zamanlar benlikten çıkarılmaya çalışılan ego parçaları artık uyum içerisinde entegre bir şekilde yaşamayı öğrenmiştir. Travma deneyiminde ayrışmış, bu sebeple ulaşılmayan enerji tekrar serbest kalarak entegrasyonu sağlayabilmektedir.

Ego State terapisi sonrası meydana gelen değişiklikler:

• Hayat heyecanının ve sevincinin yeniden gelmesi (Yaşıyorum duygusunu tekrar hissedebilmek)
• Kişisel başarı duygusunu geri kazanma
• Kendi varlığının farkındalığı geri kazanma
• Kendini sevmek ve kendi varlığı ile barışık olmak
• İlişki kurma yeteneğinin tekrar geri kazanılması
• İçsel çocuğu (çekirdek benliği) tekrar özgür bırakmak

Ego State Terapi Enstitüsü Türkiye

Türkiye’de ego state terapi çalışmaları, “John Watkins Ego State Terapi Enstitüsü Türkiye®” kurucusu, Abdullah ÖZER tarafından yürütülmektedir. Ego State Terapi eğitimininde EGO-STATE-THERAPIE DEUTSCHLAND (EST-DE) “Almanya Ego State Terapi” eğitim programı uygulanmaktadır. John Watkins Ego State Terapi Enstitüsü Türkiye®(TESCİL NO 2021 067362 TÜRK PATENT VE MARKA KURUMU) 2021 yılında İzmir’de kurulmuştur. Abdullah ÖZER Ego State Terapi eğitimini Almanya’da almış ve Almanya Ego State Terapi Birliği tarafından akredite bir Ego State Terapistidir. Abdullah ÖZER ayrıca Ego State Therapy International (ESTI) tarafından akredite olmuş uluslararası onaylı Ego State Terapisitidir. Abdullah ÖZER hem Almanya’da hem Uluslararası arenada Türkiye’yi temsil eden ilk ve tek akrediteli Ego State Terapistidir. Kurucu Başkanı olduğu Ego State Terapi Enstitüsü’nde eğitmen olarak Ego State Terapi eğitimleri vermektedir.

Yayınlanan yazılar kaynak göstermeden, izinsiz kullanılması, kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Yayınlanan yazılar, makaleler, haberler kaynak gösterilerek içeriği değiştirilmemek şartıyla yayınlanmasına izin verilmektedir.

Abdullah ÖZER

Sosyal Çalışmacı, Bilim Uzmanı (Klinik Psikoloji)

Eğitimini almış olduğu Psikoterapi Ekolleri:

  • Focusing (DFI)
  • Pozitif Psikoterapi (WAPP)
  • Psikodinamik Psikoterapi (CSU)
  • Ego State Terapi (EST-DE/ESTI)
  • Ericksonian Psikoterapi (M.E.G.-DE)
  • Logoterapi ve Varoluşçu Analiz (VFI-Wien)
Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.