Yaşamdaki döngüler üzerine

0 0

“Hep kötü olaylar, can sıkıcı yaşantılar tekrarlanıyordu. Güzellikler, bir kere görünüp kayboluyordu.” Korkuyu Beklerken, Oğuz Atay

Yaşamın nihai hedefi ölümdür ve tüm varlıkların çabası cansız konuma geri dönmektir. Bu düşünceden yola çıkarak ölüm dürtüsü kavramı Freud tarafından 1920 tarihinde ortaya atılmıştır. Freud 1920 sonrasında ölüm ve yaşam dürtüleri üzerinde yoğunlaşmış ve bu iki dürtünün insan hayatının başlangıcından itibaren birbirleriyle karşıt bir şekilde mücadele içinde olduklarından söz etmiştir. Başlangıçtan beri hayat ve ölüm iç içedir ve dürtüler de yaşam ve ölüm arasında konumlanmaktadır. Yaşam dürtüsü sürekli heyecana, hazza ve zevk almaya ulaşmayı talep ederken ölüm dürtüsü ise sakinliğe ve hareketsizliğe ulaşmayı ve bu sayede de gerilimleri yok etmeyi hedeflemektedir. Ölüm dürtüsünün hedefi ölüme ulaşmak değil de sakinlik ve sessizlik arayışıdır; Freud Ölüm Dürtüsünü(Thanatos) anlatırken “Eros’un gürültüsü içinde sessizce çalışır.” Cümlesini kurmuştur. Freud aynı zamanda ölüm dürtüsüyle ilgili ruhsal yaşamda vazgeçilmez şekilde yinelenmeyi istediğini, sakinliği sağlamak için de kişinin hiçbir sıkıntı içinde olmamasını istediğini belirtir. Buradan yola çıkarak ölüm dürtüsü ve psikanalitik ekolün temel prensibini birlikte ele alabiliriz.– Kişi yetişkinlik döneminde, çocukluk döneminde çözümlenmemiş çatışmalarını benzer olaylarda, çocuklukta ilişki kurduğu benzer nesnelerle tekrardan yaşantılayarak çözmeye çalışmaktadır. Yani çatışma aynıdır fakat nesne değişmiştir, kişi burada çocukluk dönemi çözümlenmemiş çatışmalarını gündeme getirerek bu çatışmaları yetişkinlik yaşamı ilişkilerinde farklı nesnelerle çözmeye çalışacaktır. Bu da ölüm dürtüsünün sakinlik arayışını akla getirmiştir. Kişi kendini tekrardan huzursuz, çatışmalı bir duruma getirecek, çocukluk dönemi travmatik deneyimleri şimdiki yeni ilişkide çözümlenince ise nihai hedef sakinlik ve huzura ulaşılacaktır. Geçmiş, günümüzde yeniden sahnelenir ve çoğunlukla hep aynı hüsranlı sonla biter. Peki o mutsuz son ne zaman olmaz? Psikodinamik Terapilerde bunu Aktarım dediğimiz kavramda görmek mümkündür. Aktarım, kişinin terapistine yönelttiği ve erken nesne ilişkilerinden kaynaklanan duyguların tümüne denmektedir. Çocukluğun önemli kişileriyle olan çocuksu arzular terapi sürecinde terapiste aktarılır ve böylece terapist-hasta ilişkisinde yeniden yaşantılanır. Terapistin aktarımı fark edip yorumlaması, çatışmayı çözümleyecek olmanın ilk anahtarı olacaktır.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.